Anılar





Abdülhamit'in Halısı
Clinton Hereke'de
Hereke'nin Kurtuluşu
Aysen Soysaldiden Hereke Halısı
Hereke Köşkü konukları
Missuri Zırhlısı
Amerikan Başkanı Taft
Atatürk Hereke'de

Abdülhamit'in Halısı

Kararlar, gönül terazisinden tartıldıktan sonra verilmelidir.

     II. Abdülhamid Han, doğru ve tam dini itikada sahip bir Müslüman idi. İbadetlerine çok ehemmiyet verir, beş vakit namazını muntazaman kılar, Kur'an-ı Kerim okurdu. Seccadesi Hereke Fabrikası'nda yapılmış bir halıydı. Nereye giderse kolaylıkla götürülürdü. Daima camilere devem ettiğini, Ramazanlarda Süleymaniye Camii'nde namaz kıldığını, o zamanlar camide açılan sergilerden alışveriş ettiğini hikaye tarzında evlatlarına anlatırdı. Herkesin namaz kılmasını, camilere devam edilmesini çok isterdi. Sarayda beş vakit Ezan-ı Muhammedi okunurdu.

Talan Edilen Mirasımız

     Şanlı Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazinin mübarek anası Hayme Hatunun Domaniç'teki türbesini ulu hakan Abdülhamid Han'ın, ecdadına hürmetinin ifadesi olarak büyük bir itina ile tamir ettirip pencerelerini atlas perdelerle kaplattırdığını ve zeminini de Hereke dokuması muhteşem bir halı ile, döşettiğini . . . Daha sonraları iş başına gelen Halk Partisi döneminde ise o muhteşem halının türbeden gasp edilerek, partinin İnegöl ilçe yöneticilerinin kapılarına paspas yapıldığını ve atlas perdelerinin de kaymakamlık binasında kullanıldığını... (3)

Alıntı : http://mitglied.lycos.de/abdulhamidhan/

"Clinton Hereke'de



     Sayın Cumhurbaşkanımızın daveti üzerine, ABD Başkanı William Jefferson Clinton, 18-19 Kasım 1999 tarihlerinde İstanbul'da yapılacak AGİT zirvesi öncesinde ülkemize resmi bir ziyarette bulunacaktır.

     Ziyaret hazırlıkları, ABD makamlarıyla işbirliği halinde yürütülmektedir. 12 Kasım 1999 da talihsiz Düzce depremi yaşanır. Bu yaşanan facia sonrası Amerikan başkanının ziyaretinin ve hatta AGİT zirvesinin tehlikeye girdiği iddia edilir. Oysa Amerikan Başkanı ziyaretini ertelemez ve hatta deprem bölgesini bizzat ziyaret etmek istediğini söyler. Böylece Sayın Clinton'un Hereke'ninde bulunduğu Kocaeli'ye de ziyaret yapması ve hatta depremzedeleri prefabrike deprem köylerinde bizzat ziyaret edeceği duyulur. Kocaeli valimiz sayın İ. Kemal Önal bu jeste karşılık Sayın Clinton'a Han Halı üretimi bir Hereke Halısı hediye etmeyi uygun bulur.

     Sayın Clinton ve Ailesi bu hediyeden çok müteşekkir kalırlar, ziyaretleri boyunca halıyı ellerinden düşürmezler, o gün gazetelere çıkan bütün pozlarda Clinton Ailesi bir Hereke Halısı'yla görülmektedir.

Bu anı Erhan Ör tarafından aktarılmıştır.


Hereke'nin Kurtuluşu

     Hereke'nin kurtuluşunu fiili ve hukuki olmak üzere iki ayrı noktada incelemek gerekir.

     Hereke fiili olarak; 27 Eylül 'den itibaren Kocaeli Yarımadasına gelerek harekata başlayan 3. Kolordu ve Mürettep Kolordu birliklerinin bölgede kontrol tesis ettiği 3 Ekim 1922'de kurtarılmıştır.

     Hereke 'nin hukuki yönden kurtuluş tarihi; Mudanya Mütarekesinin yürürlüğe girdiği 15 Ekim 1922 olması gerekir. Mütarekenin II. Md.'ne göre Garp Cephesi tarafından verilen emirle 3. Kolordu Komutanlığı 15 Ekim 1922'de Hereke 'de resmen konuşlanmıştır. Bu duruma göre Türk askerinin resmen şehirde konuşlandığı 15 Ekim 1922 gününün Hereke için " Milli Kurtuluş " günü olarak kabul edilmesi gerekir. Nitekim Genelkurmay Arşivi (ATASE) 'nden yaptığımız araştırma da Hereke'nin Kurtuluş gününün 15 Ekim 'in olması gerektiğini doğrulamaktadır.

     III. Kolordu Hereke'de bir yıl kalmıştır, kolordu karargahı olarak İngilizlerin terk ettiği Fabrikayı Hümayun İlkokulu seçilmişti. Bu bina daha sonra bir taraftan eğitim verirken diğer taraftan da Hereke Nahiye Müdürlüğü'nün makam odalarını da bünyesinde bulundurmuştur. Lozan Barış Antlaşmasının (24 Temmuz 1923) yürürlüğe girmesi (23 Ağustos 1923)'ni müteakip 6 Ekim 1923'te işgal orduları İstanbul'u terk etmiş, yerine Şükrü Naili Paşa'nın komuta ettiği III. Kolordu İstanbul'a yerleşmişti. Bu nedenle Şükrü Naili Paşa'nın ailesi Hereke' de bir yıl kalmıştı. Daha önce Mersinde bulunan eşi Nazire Hanım ve üç çocuğu (Turgut, Macit ve Saadet) trenle Hereke'ye gelmişlerdi. İstasyonun batı tarafındaki ahşap binaya (halen mevcut değildir, yerinde gazino vardır.) yerleşmişlerdi. Fabrikayı Hümayun'a ait olan bu bina lojman şeklinde olduğundan yanındaki dairelere Kurmay Başkanı Hayrullah Bey (Tümgeneral Hayrullah FİŞEK) ve yaver Hüsnü Bey ve aileleri yerleşmişti. Ancak bölgede askeri faaliyetler yoğun olduğundan okullarda eğitim yapılamamış, dolayısı ile çocuklar okula gidememişlerdi. Şükrü Naili Paşa Fabrikayı Hümayun'a ait olan Kayzer Köşkünü makam binası olarak kullanmıştı. Kızı Saadet Hanım yazın bu binada kaldıklarını anlatmaktadır. III. Kolordunun 6 Ekim 1923'te İstanbul'a giden tren ile birlikte Şükrü Naili Paşa'nın da ailesi --yine trenle- İstanbul'a gitmişti.

Alıntı: Emekli Kurmay Albay Mustafa Hergüner

Aysen Soysaldiden Hereke Halısı

Osmanlı Hereke Fabrika-î Hûmayunu ve Bugünkü Hereke Halıcılığı

Yrd. Doç Dr. Aysen SOYSALDI (*)

Türk sanatları içinde en eski ve en görkemli geçmişe sahip olanlardan biri de dünyada bir Türk Sanatı olarak tanınan halı sanatıdır.

Nuin-ula keşifleri, halının duvarlara asmak ve döşemeleri örtmek gibi muayyen maksatlar için kullanıldığına dair bize fikir vermektedir. Halının aynı zamanda -altın kaplar müstesna- odalar için yegane teçhizatı teşkil ettiği keyfiyeti de bu keşifler sayesinde aydınlanmaktadır" (1).

Orta Asya'da hakan çadırları ve mezar odalarını süsleyen Türk halıları, gelişmesini günümüze kadar kesintisiz sürdürmüştür.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Anadolu'da mahallî karakterlere sahip halı merkezleri kurulmuştur. Konya Ladik, Uşak, Gördes, Kula, Milas, Sivas, Kayseri, Mucur bu merkezlerin en seçkinleridir. Ayrıca Osmanlı sarayının desteği ve gözetiminde gelişen rengi, deseni ve dokuma tekniği bakımından farklı "Osmanlı saray halıları" grubu vardır. Saray halıları Yavuz Sultan Selim Han'ın(1514) İran seferi dönüşünde Tebriz'den Türk asıllı halı ustaları getirerek İstanbul'da halı tezgahları kurdurmasıyla başlamıştır (2).

Bu halılar Osmanlı sarayı, köşk ve camilerinin taban yaygısı olmakla birlikte,Avrupa'ya da ihraç edilmiştir. Saray halılarının ebatları gerek taban halısı, gerekse seccade olarak çok büyüktür. Saray ihtişamının göstergesi olan bu halılar tamamen yün, tamamen ipek ya da yün, ipek, sırma karışımı ipliklerle dokunmuştur Ayrıca Osmanlı saray nakkaşlarının meydana getirdiği natüralist ve antinatüralist tarzdaki Türk süsleme sanatlarının üslûplaşmış bezeme motifleri olan bitki, çiçek, kuş, yazı, bulut ve ejder figürlerinin çeşitli kompozisyonları ile süslenmiştir.

Osmanlı saray halıları XIX. yüzyılın ikinci yarısında Hereke Fabrika-i Hümayunu ile son gelişme dönemine girmiştir. Bu fabrika Sultan Abdülmecit döneminde 1843 yılında kurulmuştur (3). Fabrikada halı üretimi, 1844 yılında padişahın emriyle kurulan halı tezgâhlarında başlanmıştır(4). Bir başka kaynağa göre ise; bu fabrikada halı üretimine 1891 yılında başlanmıştır(5).

"1833 yılında Defterdarda "Feshane-i Fabrika-i Hûmayun"un kurulduğu ve daha sonra genişletilerek 1843 yılında halı imalatına başladığı da bilinmektedir. Hereke fabrikası atölyelerinde halı dokumalarına 1891'de başlandığına göre, Feshane halıcılığının tarihi daha eski olması gerekir. Ancak Hereke ve Feshane'de daha evvelki tarihlerde de halı dokunduğu ancak bu halılara müessese adı yazılmadığı düşünülmektedir. Hereke halılarının eski örneklerine rastlandığı halde,Feshane halılarının eski örneklerine pek rastlanmamaktadır"(6). "19. yüzyılda Hereke'de dokunduğu belirlenen ve Topkapı sarayında bulunan bir grup ipek seccade vardır.Bu seccadelerde renkler göz alıcı canlılıkta kullanılmış, sınırlı renk tonu ile çok kuvvetli kontrast etki sağlanmıştır. Anadolu motifleri ile Gördes ve Uşak halı bordür desenlerinin bu seccadelerde görülmesi, geleneksel halı motiflerinin 19. yüzyılda da devam ettiğini göstermesi açısından ilginçtir. İran sanatının tüm dallarında pek bol olarak kullanılan yazı, dekoratif ve mistik anlayışla saray seccadelerinde de kullanılmaya başlanmıştır. Bu seccadeler erken örneklerine göre; daha küçük, teknik bakımdan ise düğümler daha kabadır. Desen ve kompozisyondaki yineleme, motiflerdeki şematik ifade ile bordür desenleri bu halıların, çok kısa bir süre içinde ve aynı tezgâhlarda dokunduğunu göstermektedir"(7).

Hereke ürünleri 1894, 1902, 1910, 1911, 1921 yıllarında yurt içi ve Fransa'daki sanayi ürünleri fuarlarında ödüller ve madalyalar kazanmıştır. O yıllarda ipek canfes, ipek kemha, ipek kadife, döşemelik ve perdelik kumaş ile ipek yün halı üretimi yapılmaktadır.

Avrupa ve Amerika'dan da saray ve köşklerin perde ve halıları sipariş üzerine burada dokunmuştur (8).

Alman imparatoru Wilhelm'in Hereke'yi ziyaretinde dinlenmesi için Abdülhamit han tarafından yaptırılan ahşap köşk, bir günde deniz kıyısına kurulmuş ve bugün hâlâ korunmaktadır.

Hereke 1910'lu yıllarda halıcılıkta hatırı sayılır bir noktaya gelmiştir. Hereke Fabrika-i Hümayununda 1 cm'de 6-12 düğümlü yün ve ipek halılar dokunmakta ve dokuyuculara 1400 düğüme 1 kuruş verilmekteydi. O günlerde günde 5-6 bin düğüm yapan ortalama bir işçinin günlüğü Hereke de 4.0 kuruş, Uşak'ta 2.5 kuruş, Isparta'da 2.1 kuruş, Sivas'ta 1.8 kuruşa gelmekteydi (9). Bu da Hereke'nin halı üretimindeki önemini açıklamaktadır.

Birinci Dünya savaşında halı bölümü önemini kaybederek 40 işçiye düşmüştür.Savaştan sonra hızla üretim artışı yapan fabrikada 1939'da 200 kız işçi çalışmakta ve 60 tezgâh da çevre köylerde fabrikaya bağlı üretim yapmaktadır(10).

Fabrika 107 tezgâhla üretim yapan devrin modern bir işletmesi olarak 1933 yılında Sümerbank'a bağlanmıştır. Kopukluk olmadan devam eden halıcılık üretimi yapan fabrika 1986 da yeniden yapılanmıştır. Bugün ise Devlet Kamu İktisadi Teşekkülü olarak Türkiye çapında faaliyet gösteren Sümerhalı'nın bölge kuruluşu olarak üretim yapmaktadır.

Sümerhalı'nın Hereke bölgesinde yılda 18.000 m2 halı üretilmektedir.

Türkiye'nin en ince kalite halısı olarak üretilen halılar;

Yün; dm2'de 60x60 düğüm

Ayrıca yıkama ve ışık kaslığı yüksek boyu grupları ile boyanmaktadır(11).

Hereke halıları daima Türk(Gördes, düğümü, çift bağlama) düğümü ile dokunmaktadır.Hereke'de saray halı desenlerinin yanında, Uşak, madalyon halı, Feshane (Çift kesimli) kabartmalı halı, kafkas, bademli gibi desenler de dokunmaktadır.

Hereke halı desenleri bugün hâlâ Osmanlı döneminde başlayanTürk süsleme sanatları üslûbu geleneğini sürdürmektedir. Bitkisel, formda üslûplaşma çiçek ve yapraklar, efsanevi kuş figürleri nesnel formda vazo sütun ve mihraplar, oryantal çizgilerle fakat sade ve dinlendirici kompozisyonlarla biçimlendirilmektedir. Desenler tepki kopya yöntemi ile çoğaltılarak dokuyuculara verilmektedir.

Ayrıca fabrikada kalite kontrolü titizlikle yapılmakta, desen hataları ve diğer dokuma hataları önlenmektedir. Halıcılığın inceliklerini bilen görevliler Türk halıcılığını yücelten titizlikle çalışmaktadırlar. Atölyelerde ihracata ve siparişe göre istenilen ebatlarda yün ve ipek halılar üretilmektedir.

Hereke halılarında desen numaraları ve adları vardır.Bunlardan seccade örnekleri şunlardır. 1011-Çeşmi Bülbül, 4014-Zümrüdüanka, 1272-Çinili Bahçe, 1245-Bahardalı, 12-Kufili, 10-Güzelleme, 1024-Kandilli, 1009-Sultanahmet,14-Asmalılale, 17-Saray Kandili,

Taban halıları ise 1002-Yedi Dağın Çiçeği, 1061-Erik Dalı, 1042-İnce Lalezar, 1077-Hasbahçe, 1070-Bademli, 21-Zengin, 1072-Laleli, 1021-Eskilalezar, 1037-Tebriz, 1078-Ferhan, 1003-Polonez, 1098-Kırçiçeği, 1085-Lalezar, 1108-Müzelik, 1062-Bindallı, 1026-Kafkas, 1109-Pençeli, 1094-Rozet, 1296-Meram, 1055-Kafesli gibi hala üretilen desenlerdir (13).

Not:Bu çalışma; 1982'de üç haftalık halı atölyesi stajı ile görevlendirilmem dolayısıyla bizzat yerinde tarafımdan incelenerek hazırlanmıştır.

(*)G.Ü.Meslekî Yaygın Eğitim Fakültesi, El Sanatları Yaygın Eğitimi Bölümü,Dokuma Yaygın Eğitimi Ana Sanat Dalı Başkanı
(1)Strzygowski, H.Glück, F.Köprülü, Çeviren A.C.Köprülü,Eski TürkSanatı ve Avrupa'ya Etkisi, İş Bankası KültürYayınları:152, Ankara 1974, s.30.
(2)C.Ergene:Türk Saray Halıları, Kültür ve Sanat Dergisi, Yıl, 4 Sayı 13, Mart,Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1992, s.26-27.
(3)Ö.Küçükerman; Hereke Fabrikası, Sümerbank Genel Müdürlüğü,Ankara, 1986, s.50.
(4)C.Ergene; a.g.m., s.27.
(5)Ö.Küçükerman; a.g.e., s.51.
(6)H.Arseven;Feshane Halıları, Türkiyemiz, Yıl 16, sayfa 47. Ekim,Akbank Yayınları, İstanbul, 1985, s.16-19. (7)Ü.Bilgin; XIX.Yüzyıl Seccadeleri, Sanat Dünyamız, Yıl 6, Sayı 17, Eylül,Yapı ve Kredi Bankası Yayını, İstanbul, 1979, s.18-22.
(8)Ö.Küçükerman; a.g.e., s.51.
(9)Ö.Küçükerman; a.g.e., s.47-55.
(10) Ö.Küçükerman; a.g.e., s.57.
(11)Halı Kataloğu, Sümerhalı, İstanbul, 1992, s.Giriş.
(13)Halı Kataloğu, a.g.e.


Alıntı: http://yayim.meb.gov.tr/yayimlar/143/13.htm


Hereke Köşkü konukları

     Hereke halılarının uluslararası bir ün kazanmasından sonra Hereke'ye gelen yabancı misafirlerin barakalarda ağırlanmasının ayıp olduğu düşünülerek fabrikanın şerefi ile münasip bir köşk inşası uygun görülmüştür.1898 yılında Alman imparatoru II. Wilhelm'in Sultan II. Abdülhamid'i ziyareti öncesinde, 1894 yılında Sultan II. Abdülhamit'in sarayında üç haftada inşa edilen Köşk, deniz yoluyla parçalar halinde getirilerek bir günde yerine monte edilmiştir.

     Sultan II. Abdülhamid'i ziyaret eden Alman imparatoru II. Wilhelm, imparatoriçe Augusta Victoria, Bulgaristan Prensi ve Alman Sefiri Baron Marşal, İngiliz Sefiri İbn Reşit gibi yabancı misafirler ününü duydukları Hereke'yi ziyaret etmişler ve bu köşkte ağırlanmışlardır.

     İmparator Kaiser Wilhelm ziyareti sırasında köşke eşsiz bir böcek koleksiyonu hediye etmiştir.

Missuri Zırhlısı

     Amerikan zırhlısı Missuri'nin İstanbul limanına geldiği sırada (Nisan 1946) gemi gelmeden günlerce önce kentin sokakları temizlenmiş, dükkanlar, duvarlar dahi boyanmıştır. Bu hazırlıkların bazılarını 3 Nisan 1946 günkü Ulus gazetesi şöyle anlatmaktadır. “Missuri'ye armağan olarak verilecek gümüş levha ve Hereke Halısı özel bir itina ile hazırlanmıştır. Bu halı geniş bir salonu kaplayacak kadar büyük ve yekparedir. Halının üzerinde İstanbul haritası vardır. Bu harita kabartma olarak işlenmiştir... İstanbul halkı resmi makamlardan ayrı olarak, Amerikanlı misafirlere gösterilecek geniş misafirperverliğe hazırlanmaktadır.

Aktaran Çetin Yetkin Türkiye'de Askeri Darbeler ve Amerika S.l7 dipnot

Amerikan Başkanı Taft



 Sayın Murat Karayalçın'ın Hereke'de Han Halı'yı ziyaretlerinde bize naklettikleri hadiseyi kendi dilinden size aktarmaya gayret edeceğiz.

Sayın Karayalçın 13 Kasım 2003'te anlatıyor:

            Biliyorsunuz bir dönem Sayın Erdal İnönü'yle birlikte çalışıyoruz. Kendisinin Hereke halısıyla ilgili bana anlattığı bir hadise vardır, bunu sizlerle paylaşayım: Yıl 1962 veya 1964, İsmet İnönü’nü başbakanlığı döneminde Amerikan Başkanı Lyndon Johnson'ın Türk büyükelçiliğini ziyaret edeceği söyleniyor.  Bu haber diplomasiye bomba gibi düşüyor. Sayın İnönü bu ziyaretin bir Amerikan başkanının  bir Türk resmi makamına  yapılan ilk ziyaret olup olmadığını merak ederek bir araştırma yaptırıyor.  Araştırma sonucu oldukça ilginç: 1908’de Amerikan Başkanı William Howard Taft 'ın da Türk büyük elçiliğini bizzat ziyaret ettiği öğreniliyor. Bu ziyaretin sebebine gelince; Başkan Taft'ın kızı evlenmektedir ve Amerikan Başkanı tüm dünya liderlerini davet eder. Dönemin Osmanlı Sultanı II. Abdülhamit düğüne katılamayıp, bir hediye göndermeyi uygun bulur. Başkan Taft ve kızı kendilerine armağan edilen bu eşsiz güzellikteki Hereke Halısına bizzat teşekkür etmeyi bir borç bilerek Türk büyükelçiliğini ziyaret ederler ve Abdülhamit'e şükran mesajlarını iletirler. 

           Böylece bir Hereke şaheseri Türk – Amerikan ilişkilerinin ilk kez  başkan seviyesinde gelişmesine vesile olmuştur.” Bu anı Erhan Ör tarafından aktarılmıştır.



Atatürk Hereke'de


HEREKE,Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları Hereke'de (Arkadaki ahşap binanın yerinde şimdi çay bahçeleri vardır) Soldan sağa : Cevat Abbas Bey, Muzaffer Bey, Mareşal Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir Paşa, 1. Ordu Kum. Nurettin Paşa, hepsinin önünde de Gazi Paşa'mız Mustafa Kemal Atatürk.

Atatürk Hereke'de (Atilla Oral)

MUSTAFA KEMAL PAŞA KOCAELİ'DE

( 16 - 19 Ocak 1923 )

19 Ocak 2003 tarihli Özgür Kocaeli gazetesinden Sn. Atilla Oral'ın Yazısı :

Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün İzmit'e her gelişi şehrimizde büyük bir coşku, sevinç ve hafızalardan hiçbir zaman silinmeyecek bir bayram yaratmıştır. İşgal ordularının çizmesi altında çiğnenen Anadolu topraklarını kurtarabilmek için son hazırlıklarını tamamlayan ordumuz artık savaşa hazırdı. Ve Başkomutan Mustafa Kemal Paşa:

"Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir. İleri!"

diyerek tarihi emrini vermişti. Kahraman Türk Ordusu ikiyüzbin kişilik işgal ordularına karşı büyük bir taarruza geçmişti. Büyük taarruz beş gün içinde başarıyla tamamlanmış ve tarihin en büyük kovalamacası sonunda işgal orduları vatan topraklarından temizlenmişti. Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalanmış ve ardından Lozan Barış Antlaşması için görüşmeler başlamıştı. Büyük zaferin sevinci bütün yurtta dalga dalga yayılmıştı. Küçük çocuklardan, kadınlara, ak sakallı ihtiyarlara kadar herkesin ağzında bir tek isim vardı.

"Mustafa Kemal Paşa"

Büyük zaferin baş mimarı Mustafa Kemal Paşa idi. Ve bütün Anadolu Vilayetleri onu bağrına basabilmek için sabırsızlanıyordu. Ve nihayet Mustafa Kemal Paşa'nın Kocaeli Vilayetine seyahat edeceği haberi duyulmuştu. Bu güzel haber bir anda Kocaeli'nin bütün köy ve kasabalarına yayılmıştı. Kocaeli halkı hemen karşılama hazırlıklarına başladı. Sonunda herkesin sabırsızlıkla beklediği an gelmişti.

16 Ocak 1923'te Mustafa Kemal Paşa ve maiyetini taşıyan tren saat sabah dokuz buçukta Bilecik'ten hareket etmiş. Vezirhan, Lefke, Mekece, Geyve, Doğançay, Arifiye, Sapanca istasyonlar'ında ve yol boyunca her yerde büyük kalabalıklar tarafından karşılanmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın treni saat dörtbuçukta İzmit istasyonuna girmişti. İstasyonda I.Ordu Kumandanı Nurettin Paşa ve Erkan-ı Harbiyesi, Adnan Bey, Halide Edip Hânım, istanbul gazetecilerinden Suphi Nuri, Yakup Kadri, Ahmet Emin, Velid ve Müştak Beyler, izmit Mutasarrıfı ve İzmit halkından oluşan binlerce kişi tarafından coşkuyla karşılandı.

Bando mızıka ile resmi bir tören yapıldıktansonra Gazi Paşa ve maiyeti dinlenmek için izmit Kasrı'na çekildi. Mustafa Kemal Paşa ve Komutanlar bir süre istirahat ettikten sonra akşam yemeği için Kasrın salonuna geçtiler Akşam yemeğinin ardından saat dokuz buçukta istanbul'dan gelen gazeteciler, Mustafa Kemal Paşa tarafından kabul edildi.

"İzmit Basın Toplantısı" adıyla tarihe geçen ve çok uzun süren bir mülakat başlamıştı. (Ve bu toplantı yıllar sonra kitap olarak yayınlanmıştır.)

Mustafa Kemal Paşa bu toplantıda ülkenin geleceğine ilişkin çok önemli açıklamalar yapmıştı. Bu önemli toplantı sabahın dördüne kadar sürmüştü. Paşa saat beşte yemek yemiş ve diğer işleriyle uğraştıktan sonra saat altıbuçukta salonu terk etmişti.

Ve iki saat sonra, sekizbuçukta görevi başında idi. Mustafa Kemal Paşa'nın bu olağanüstü temposunu izleyen Akşam Gazetesi 'nin muhabiri Sadettin Bey bu konuda şunları yazmıştı:(1)

"Saat sekizbuçukta kasır civarında Erkan-ı Harbiye umumiye reisi Müşir Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir Paşa hazretlerinin ikametlerine tahsis edilen dairede bulunuyorlardı. Böyle olduğu halde dikkat ettim, zinde ve müte-bessimdi. Alnından yukarıya doğru genişleyen haki kalpağının altında gözleri parlıyordu. Vücuduna yapışan haki elbisesinin içinde sınırsız bir kudreti temsil ediyordu. Otomobiller bizi kasırdan istasyona getirdi. Ve saat ona on kala izmit'ten Derince'ye ulaşıldı."

Paşa hazretlerini selamlayarak maiyeti Ümera ve Zabitanı birliklerini kendilerine takdim etti. l şa hazretleri her birliğin önünden geçtikçe "Merhaba Askerler, Nasılsınız? İyi misiniz?" diye soruyor ve askerler de hep bir ağızdan "İyiyiz Paşa hazretleri, emrinize hazırız" cevabını veriyorlar Gazi Paşa'ya her kısım kumandanı sıra ile birli takdim ediyordu.

Paşa hazretleri istasyondaki demir yollarının tarafını işgal eden birliğe kendi istikametinde ilerleyerek sağ ve sol tarafından geçmesini emretti. Birlik mükemmel bir resmi geçit yaptı. Paşa memnuniyetini beyan etti.

Derince'den ayrıldıktan sonra trenimiz Yarımca'da bekledi, istasyonda Erkan Ümera, Paşa Hazretlerini karşıladılar. Paşa Hazretleri istasyonun arka tarafındaki geniş araziyi büyük bir intizam ile birliğe doğru ilerledi.

Tabur kumandanlarını çağırıyor, bölük ve takımı kumandanlarına arzu ettiği memurları bölük ve takımlarına icra ettirmelerini emir ediyor, yapılan bir hareketi tenkid ettiriyor ve uygun cevaplar aldıkça memnun oluyor, ara sıra bazı ihtarlarda bulunuyordu.

Bu surette hemen en küçük takıma kadar bir saat paşa hazretleri bizzat verdiği emirlerin icrasını tetkik buyurdu. Yarımca'dan Paşa trene dönerken kendisine Yarımcalılar namına Yarımca hemşehrilerinin kabul edilmesini rica ettiler ve Paşa bu teklifi kabul etti.

Yarımca'dan sonra tren Hereke'de bekledi, istasyonu öğrenciler, ahali ve askerler dolduruyordu. İstasyon'da Paşa için bir dana kurban edildi. Sonra Paşa "Nasılsınız küçük hanımlar" diye mini mini mektepli kızlara seslenerek ihtiyar kadınların "Çok şükür bu günleri gösterene" diye başlayarak bitmeyen duaları arasından geçerek askeri teftiş etti. Kumandanlık dairesinde üzerinde çiçeklerle "Yaşasın Vatan, Yaşasın Yaşatanlarla" ibaresi yazılı bir masada öğle yemeği için oturuldu."

Hereke sahilinde zamanında Alman imparatorunun konaklaması için inşaa ettirilen tarihi köşkteki öğle yemeğinin ardından tekrar halkın coşkun tezahüratları ile trene binilerek Tavşancıl'a doğru hareket edildi. Akşam gazetesi muhabiri Sadettin Bey gezinin bundan sonraki kısmını da şöyle yazmıştı: (2)

Hereke'den sonra tren Tavşancıl'da bekledi. Afyon zaferinin gazilerinden bir birlik paşa hazretlerine komutan tarafından takdim edildi. Paşa bu birliği teftişten sonra gördüklerinden o kadar memnun oldu ki askerleri ve zabitleri etrafına alarak ve alayın bayrağının yanında durarak fotoğraflar ve sinemalar alındı.

Tavşancıl istasyonunda ilk mektep talebeleri Mustafa Kemal Paşa marşını söylüyorlar, Kadınlar "Gazi Paşa, her günün bin olsun, Paşamız!" diye gözyaşları döküyorlardı. Tavşancıl'da da bir kurban kesildikten sonra tren Gebze Köprüsü'nü geçerek bekledi.

Orada Ümera ve zabitan tarafından karşılanan paşa hazır bulunan arabaya binerek Gebze'deki (Hattı Fasıl) ayırıcı hattın yanında ve bizim tarafımız kısmındaki araziyi dolduran piyade ve süvari birliklerini tefrişe gitti. Hepimiz arabalara binerek Paşa'yı takip ettik. Hattı Fasıl'ın karşısında meraklı ecnebi neferleri biraz meraktan ondan çok ta endişeden dürbünlerle tefrişi seyretmeye çalışıyorlardı. Tefrişi müteakib civardaki bir hanede bir müddet istirahat edildi. Ve sonra tekrar trene dönüldü.

Ve tren Gebze köprüsünü geçerek doğruca izmit'e varmıştır."

Mustafa Kemal Paşa'ya izmit seyahati esnasında annesinin vefat ettiği haberi verilmişti. Çok sevdiği annesini kaybettiğini öğrenen Paşa duyduğu büyük acıya rağmen ziyaretini yarıda kesmemiş ve görevine devam etmişti. Gazetecilerin bu konudaki sorularına:

"Validemin vefatından şüphesiz müteessirim, fakat millet yaşayacaktır"

cevabını vermişti.

Hakimiyet-i Milliye gazetesinden Recep Zühtü Bey Paşa'nın Yarımca ihtiyar heyetini karşılamasını gazetesinde şöyle yazmıştı:

Hereke'deki yemekten sonra Gebze'de çay içtiler. Yarımca Heyet-i Ihtiyariyesi sevgili kumandanlarından Yarımclıları kabul buyurmalarını rica ettiler. Baş kumandanımız Yarımca halkının bu çok samimi teklifini memnuniyetle kabul buyurdular. Burada halk tarafından sevgili halaskarına karşı gösterilen ilgi ve sevinç çok samimi olmuştur. Bilhassa köylü kadınların tezahüratı herkesi ağlattı"

18 Ocak 1923 günü öğleden sonra saat üçte tekrar istanbul matbuatını kabul eden Mustafa Kemal Paşa, gazetecilere önemli açıklamalarda bulunmuştu. Gazetecilerden sonra Kavalalı ibrahim Paşazade Hüseyin, Serezli Necib ve Dramalı Salih Beyleri kabul etti. Ziyarete gelen bu heyet, Paşa ile memleketleri namına görüşmüştü.

Mustafa Kemal Paşa'nın izmit seyahati yerli yabancı birçok fotoğrafçının ilgisini çekmişti. Bu seyahatin filmini çekebilmek için film şirketleri de hazırlık yapmış ve kabul edilmeleri için izin beklemekteydi. Ve bu önemli anın filmini çekebilmek için sabırsızlanmaktaydılar.

Mustafa Kemal Paşa'nın seyahati sırasındaki filmleri çeken Cezmi Bey (Ar) bu konuyu şöyle anlatmıştı:

"- O zaman Istanbul-Ankara treni bir alemdi. Treni Gebze'ye kadar ingilizler götürür, orada bizimkiler teslim alırdı. Herhalde bu yüzden olacak, bizi vapura bindirdiler. Yanımızda birçok tanınmış muharrirle birlikte İzmit'e gidip beklemeye başladık. Bir süre sonra istasyonda bir koşuşma başladı. Ben bir subaya gidip kameramı kurmak mecburiyetinde olduğumu anlattım. "Acaba hangi vagonla geliyorlar" diye sordum. Subay Gazi Paşa'nın daima son vagonda seyahat ettiğini söyleyince ona göre bir yer tasarlayıp durdum. Tren geldi ve Gazi Paşa indi, ben de heyecan içinde film çekmeye başladım."

Mustafa Kemal Paşa'nın ertesi gün Gebze'ye yaptığı tren gezisi sırasında beraberinde iki kameraman vardı. Bunlardan birincisi Cezmi Bey (Ar) diğeri ise Şakir Bey (Seden) idi. Bu usta kameramanlar kafileye katılmış, kamerasıyla Ata'ya iyice yaklaşarak yakın plan çekimler yapmış ve Gebze'de kafileden ayrılarak trenle istanbul'a dönmüştür. Çekilen filmler Kemal Film Laboratuvan'nda hemen yıkanıp, çoğaltılmış ve memleketin dört bir tarafına dağıtılmıştır.

Anadolu'nun bütün şehirlerinde ve kasa-balarındaki sinemalarda gösterilen bu filmler büyük zaferin sevincinin ve coşkusunun daha da anlamlı bir şekilde kutlanmasını sağlamıştı. Milletimiz bu filmleri defalarca seyretmişti. Kocaeli'de çekilen bu görüntüler yerli ve yabancı yayınların birinci sayfalarında yayınlanmış broşür ve posterlerde yer almıştı.

(Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları büyük zaferden sonra bir arada iken, ilk defa Kocaeli Vilayeti'nde filmi çekilmiştir. Bu görüntülerin Kocaeli halkı için anlamı büyüktür.

Milli Mücadelemizin sonunda zaferin sevincini ve coşkusunu gösteren bu çok anlamlı görüntüleri, kurulacak bir "Kocaeli Kurtuluş Savaşı Müzesinde toplanarak sergilenmesi gerekir. Öğrenciler için film ve dia gösterileri düzenlenmeli ve bu müzede araştırmacılar için uygun ortam yaratılmalıdır.)

19 Ocak 1923'te Mustafa Kemal Paşa Izmit halkının arasındaydı. ikdam gazetesinin bu konudaki başlığı şöyle idi:

"Mustafa Kemal Paşa halk arasında. İzmit'te Paşa'nın halk ile dünkü hasbıhalleri sulh, marif, ziraat, affı umumi meseleleri

Mustafa Kemal Paşa bu gün saat üçte (l9 Ocak 1923) izmit sinema binasında toplanan halkın alkışlan arasında, halkı selamlamış "Maksadım arkadaşça halk ile sohbetler, Bana sualler sorunuz. Sizlerle samimi bir suretle sohbet edeceğim" demiştir.

Bunun üzerine oturanlar orada hazır bulunanlar birçok sualler sormuşlar ve paşa hepsine ayrı ayrı cevap vermiştir. Ve akşam saat yedi buçukta halkın selamları arasında salonu terketmiştir."

Kocaeli Halkı burada Mustafa Kemal Paşa ile tam dört buçuk saat başbaşa görüşebilme imkanı bulmuştu. Halk mevcut sorunlarını doğrudan Paşa'ya anlatmış ve Paşa'yi büyük bir sevgi ile dinlemişti. Mustafa Kemal Paşa gece saat onikide maiyeti ile birlikte özel bir trenle izmit'ten Bilecik'e doğru hareket etmiş ve üç gün süren Kocaeli seyahatini tamamlamıştı.

Mustafa Kemal Paşa 16 Ocak 1923'te geldiği Kocaeli Vilayeti'nde tam üç gün kalmış, Vilayetin bir ucundan diğer ucuna kadar birçok yeri gezmişti. Ve 19 Ocak 1923'te Kocaeli Vilayeti'nden ayrılmıştı.

Bu seyahat Büyük Zaferden sonra Kocaeli Vilayeti'ne Paşa'nın yaptığı en uzun süreli seyahattir. Sonraki yıllarda istanbul veya Yalova'ya gidip dönerken defalarca geçtiği Kocaeli Vilayeti'nde çok kısa süreli istirahatlarle yoluna devam etmişti.

Mustafa Kemal Paşa'nın Kocaeli'ye her gelişinin elbette büyük bir anlamı bulunmaktadır.

Ancak düşmanı denize dökmüş ve vatanı işgalden kurtarmış ordularımızın Başkomutanı olarak ilk defa Kocaeli'ne yaptığı seyahatin bambaşka bir anlamı ve önemi vardır.

Validesi Zübeyde Hanım'ın vefat ettiğini öğrenen Mustafa Kemal Paşa'ya ilk teselliyi Kocaeli halkı vermiş ve onu bağrına basmıştır.

Tarihimize "İzmit Basın Toplantısı" olarak geçen bu önemli görüşme bu seyahat sırasında meydana gelmiştir. Kocaeli Halkı'nın büyük bir sevinç ve coşkuyla karşıladığı Büyük Önderimizin bu seyahatinin 80.ci yıl dönümündeyiz. Kocaeli halkı için bir bayrama dönüşen bu önemli günü 80. yılında aynı duygularla hatırlayalım. Ve bugün hayatta olmayan Büyük Önderimiz ve o büyük insanları saygıyla analım. Bir zamanlar kişilikli ve erkek siyasetlerin yapıldığı ülkemizde, her yurttaşımız liderinden ve yöneticilerinden gurur duymaktaydı.

Günümüzdeki liderlerin izlediği siyasetten hangimiz gurur duyabiliriz?

Bir zamanlar halkımızın yaşadığı o coşku ve sevinç dolu günleri, yeniden yaşayabilmek dileği ve umuduyla... Kaynaklar


(1) Akşam Gazetesi 20 Ocak 1923 N. 1555
(2) Akşam Gazetesi 20 Ocak 1923 N. 1555
(3) Hakimiyet-i Milliye: 18 Ocak 1923.
(4) Erman Şener, Kurtuluş Savaşı ve Sinemamız (S.24.)
(5) ikdam Gazetesi, 20 Ocak 1923